• HARRAN BELEDİYE BAŞKANLIĞI
    • .
    • HARRAN BELEDİYE BAŞKANLIĞIi
    • HARRAN BELEDİYE BAŞKANLIĞI
    • .

HARRAN ALİMLERİ


HARRAN'DA YETİŞEN ALİMLER

 

Harranlı El Muaddil   (?- 1165) 

Şair, yazar, hukukçu. Harran’da doğmuştur ve asıl adı Ebu Abdullah Muhammed Bin Abdullah Bin El Abbas Harrani El Mu’addil’dir. Hukuk bilgisi yanında güzel şiirler yazmıştır. Ravzatel Üdeba isimli edebiyat kitabı vardır. 1165 yılında vefat etmiştir.


Astronomide Bir Öncü:El Battânî


El-Battânî Harran’ın1 Battân kasabasında doğdu (859–929). Asıl adı Muhammet bin Cabir bin Sinan er-Rakki el-Harranî’dir. Ebu Abdullah künyesi ve Battânî ismiyle meşhur olmuştur. Dünyanın gelmiş geçmiş en meşhur 20 astronomundan biri kabul edilir.

Battânî ilimdeki gâyesini şu esas üzerine bina eder: “İnsan Allah’ın (cc) varlığını,birliğini kudretini ve eserlerinin mükemmelliğini başta astronomi olmak üzere ilimler sayesinde öğrenebilir. Meselâ şu görünen yıldızlar üstünde yaşadığımız bu dünya ve dünyanın hareketleri Allah’ın (cc) varlık ve birliğinin açık bir delilidir.”

Güneş sistemini tespiti

Battânî’nin çalışmalarının tamamı astronomiyle ilgilidir. Battânî bugünkü Halep’in 160 km doğusunda Fırat nehri kıyısındaki Rakka şehrinde bir rasathane (gözlem evi) yapmış; Güneş ve Ay’ın görünür çaplarında yıl boyunca meydana gelen değişiklikleri ölçmede, önceki ilim adamlarının yaptığı çalışmalara katkılarda bulunmuş; Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketlerini, yörüngelerini daha doğru bir şekilde belirlemeye çalışmıştır. Güneş’in Dünya’dan en uzak bulunduğu noktadaki hareketini keşfetmiş, Dünya’nınkine göre Güneş’in yörünge eğimini ve Dünya’nın dönüş eksenindeki değişme değerlerini bulmuştur. Kendisinden beş asır sonra gelen Kopernik’in 23° 35ı olarak bulduğu Dünya’nın ekliptik eğimini o, 23° olarak hesaplamış, bugün bilinen açı değerini yaklaşık yarım dakikalık bir farkla bulmayı başarmıştır.

Güneş ve Ay tutulmaları

Battânî kendi geliştirdiği güneş saati zâtü’l-halak,2 duvara tespit edilmiş büyük kadran3 ve daha sonraları triguetum (zâtü’ş-şubeteyn) adı verilecek âlet ile Rakka’da bazı fezâ hâdiselerinin yanı sıra Güneş ve Ay tutulmalarını rasat etmiş ve elde ettiği bilgilerle Ay ve gezegen hareketleri hakkındaki bilgileri düzeltmiş yeni Ay’ın görülme şartlarını tayine yarayan bir usûl geliştirmiştir. Yaptığı gözlemlerle tam 489 yıldızı sınıflamayı başarmıştır. Battânî yaptığı bu son derece hassas rasatlar neticesi güneş yılını (tropik seneyi) ilk defa 365 gün 5 saat 46 dakika 32 saniye olarak gerçek değere çok yakın hesaplamıştır. Çağımızdaki son derece gelişmiş teleskoplar ve ilmî hesaplamalar neticesi ise bu değer 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye olarak hesaplanmıştır.

Kıble tayini konusundaki çalışmaları
Battânî Müslümanlar için büyük ehemmiyet arz eden kıble yönünün farklı coğrafyalarda hesaplanabilmesine yönelik çalışmalar yapmıştır. Kıble doğrultusu belirlenecek yerin ve Mekke’nin boylam ve enlemini tespit etmiş, bu ikisinin farkını alıp kıble doğrultusunu bulmuştur. Hazırlanan cizlere usturlablara ve rubu tahtalarına kıble cetvellerini eklemiştir.

Matematik trigonometri ve diğer çalışmaları

Trigonometrinin gerçek mucidi olarak da kabul edilen Battânî astronomi çalışmaları sırasında matematik ve trigonometriden faydalanmış (bu konuda “ilk” kabul edilir)küre ve düzlem trigonometrisi üzerinde araştırmalar yapmıştır. Bilhassa astronomik cetvel (zic) hazırlarken trigonometriyi çok iyi kullanmıştır.



Battânî’nin keşif ve başarılarından bazıları şöyledir:



1- Matematik alanında Yunan kirişi yerine sinüsleri kullanan ilk ilim adamıdır.

2- İlk defa kotanjant kavramını geliştirmiş ve dereceli bir tablo oluşturmuştur.
3- Ay’ın boylamda ortalama hareketini tespit etmiştir
4- Güneş ve Ay’ın görünür çaplarını ölçmüştür.
5- Güneş’te bir yıl, Ay’da ise bir ay zarfında gözlenen değişiklikleri hesaplamıştır.
6- Ay’ın tutulma derecesinin hesabı için çok sağlam bir metot geliştirmiştir.
7- Küre trigonometrisinin ba–zı problemlerini ortografik projeksiyon yardımıyla incelemiştir.
8- Dik üçgenleri inceleyerek geometrideki temel kavramlardan sinüs, kosinüs, tanjant, kotanjant, sekant ve kosekantın tariflerini yapan ve bunları gerçek mânâda ilk defa kullanan kişidir.
9- Gerçek astronomik cetveli (zic yıllık) hazırlayan ilk ilim adamıdır.
10- Sıfırdan 90 dereceye kadar açıların trigonometrik değerlerini hesaplamıştır.
11- Cebir çözüm metotlarını trigonometrik denklemlere uygulamıştır.
12- Yukarıda bahsi geçen bütün matematik ve trigonometri teknikleri Batı Avrupa’da 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Kopernik, Kepler, Tycho Brahe ve Galile gibi ilim adamları tarafından da kullanılmıştır.


Eserleri

Orta Çağ Batı dünyasında eserleri ilk defa Lâtinceye çevrilen Müslüman ilim adamı olan Battânî, yaşadığı devrin en önemli astronomu ve matematikçisidir. Batı, Battânî’nin astronomideki hizmetlerinin değerini ortaya koymak adına Ay’a onun ismini vermiştir. Ay, Ay haritalarında Albategnus (el-Battânî) olarak kaydedildiğinden, Battânî Batı’da ‘Albategnus’ olarak şöhret bulmuştur.
1)Kitabe’l-Zic: Bir astronomi cetvelleri kitabı olan bu eser 57 bahisten müteşekkildir. Battânî bunu yazma sebebini diğer ziclerde gördüğü yanlışlık ve farklılıklardan yola çıkarak gök cisimlerinin hareketleri konusundaki teorileri iyileştirme ve neticeleri yeni gözlemlere dayanarak geliştirme olarak açıklar. Bu eser Battânî’nin en hacimli en fazla bilinen ve günümüze kadar ulaşan tek kitabıdır. Özellikle hesap ve rasatların neticelerini içine alan bir almanak özelliğindeki bu eser yalnız İslâm dünyasında değil, Orta Çağ Avrupa’sında ve Rönesans’ın ilk devirlerinde küre trigonometrisi sahasında önemli bir kaynak olmuştur. Bu eserde tespit edilmiş her yıldızın uzaydaki yeri, yörüngesi ve hareketleri hesaplanmıştır.
Astronomi ve küre trigonometrisinin gelişmesinde belirleyici tesiri olan bu kitap yazılışından üç asır sonra Batı’da anlaşılmış, 12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar tercüme ve şerhleri önce Lâtinceye, sonra da İspanyolcaya çevrilmiştir.
Tycho Brahe’nin ve G.B. Ricioli’nin eserlerinde Kitabe’l-Zic’den ne kadar çok iktibas yaptıkları Kepler ve Galile’nin de Battânî’nin tespitleriyle yakından ilgilendikleri bilinmektedir. Kitabın 20. yüzyılın başlarında Arapça aslıyla birlikte yeniden baskısı yapılmıştır.
2) Kitâb ü Mârifeti’l-Metâlii’l-Bürûc fî mâ Beyne Erbaati’l-Felek: Astronomiye dâir bu eserde 12 burcun gök küresinin dörtte birindeki doğuş noktalarından Ay ve yıldızların doğuş yerlerinden ve Ay’ın tutulmasından bahsedilir. Battânî’nin boylamları 0°’den 36°’ye tekabül eden yıldızların doğuş yerlerini gösteren cetveline benzer cetveller bugün modern astronomide kullanılmaktadır.
3) Risâletü’n fi Tahkik-i Akdari’l-İttisalat: Yıdızların yan yana gelme ölçülerinin araştırılmasıyla alâkalı olan bu eserde yıldızların ışıklarını göndermeleri enlemlerden ve küre trigonometrisinden faydalanılarak izâh edilmektedir.
Battânî’nin astronomiyle alâkalı diğer eserleri şunlardır:
4) Risâletü’n fi Ameliyyati’t-Tercimi’d-Dakika
5) Kitab u Ta’dili’l-Kevakib
6) İlmü’n-Nücûm
7) Kitabü’n fi İlmi’l-Felek
8) Kitabün an Daireti’l-Bürüc ve’l-Kubbeti’ş- Şemsiyye
9) Muhtasarun Ii Kütübi Batlemyüsi’l-Felekiyye
10) Risâletü’n fi Mikdari’l İttisalati’l-Felekiyye
Kimler hakkında ne dedi?
Battânî Sâbiî Cetvelleri adıyla şöhret bulan yıldız kataloglarını hazırlarken Avrupalılar astronomi cetvellerini hesaplamak bir yana, Müslümanlarınkine eş rasatları bile henüz yapamamışlardı. Battânî’nin buluşlarını Batılılar asırlarca sonra kullanabilmiş ve sahip çıkmıştır. Eserlerinden Batı’da çok faydalanılan ve bir deha olarak kabul edilen Battânî yazdığı eserlerin Lâtinceye tercümelerinde Albategni veya Albategnus adıyla isimlendirilmiştir.
Battânî’den ve çalışmalarından haleflerinden Birûnî takdirle söz etmekte Sa’îde’l-Endülüsî ise Tabakâtü’l-Ümem adlı eserinde Battânî’yi İslâm bilim tarihinde yıldız ve gezegenlerin hareketlerini doğru gözlemleyebilen bir âlim olarak gördüğünü ifade etmiştir.
Batı dünyasında Gibbs ve Kremers gibi ünlü oryantalistler Battânî’de müthiş bir zekâ bulunduğunu onun İslâm dünyasındaki her çeşit kültürü içine alan bir ansiklopedi gibi olduğunu belirtmişlerdir.
Onsekizinci asrın Fransız astronomu Laland Battânî’yi gelmiş geçmiş en büyük 20 astronom arasında sayarken, bilim tarihçisi G. Sarton onu çağının en büyük Müslüman astronomi âlimi olarak kabul etmiş, bir başka bilim tarihçisi Erich Bell ise trigonometriye cebir ilmini uygulayan ilk bilim adamının Battânî olduğunu kaydetmiştir.
Paris İslâm Enstitüsü profesörlerinden Jacques Risler yeni trigonometrinin mucidinin ve trigonometrik bağıntıları bugün kullanılan şekliyle formülleştirenin Battânî olduğunu Batı dünyasına trigonometriyi onun öğrettiğini büyük bir cesaretle ifade etmiştir.
Prof. Philip K. Hitti ise Batı’da matematik bilginlerinin tanjant hakkında Battânî’den ancak beş asır sonra bilgi sahibi olabildiğini söylemiştir.
M. Charles ise Battânî’den söz ederken onun sinüs ve kosinüs tabirlerini ilk kullanan kişi olduğunu, bunları güneş saati hesaplamasında geliştirdiğini ona uzayan gölge adını verdiğini buna da modern geometride tanjant dendiğini belirtmiştir.
Görüldüğü gibi bizim dünyamızın el-Battânî gibi parlak insanları kendilerine bahşedilmiş zekâ ve kabiliyetleri insanlığın ortak mirası olan bilimin gelişmesi istikametinde kullanmışlar ve bu sahada asırlarca eskimeyen keşif ve icatlara vesile olmuşlardır. Köklerimizin ilim ve araştırmayla yoğrulduğu dikkate alındığında bu maziden ilham alan günümüz genç nesillerinin de yakın bir gelecekte ilim dünyasına tekrar önemli katkılarda bulunacağına olimpiyatlarda gösterilen başarıların da bunun müjdecisi olduğuna inanıyoruz
.


Dipnotlar

1. Urfa bölgesi binlerce yıllık tarihinde pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve özellikle İslâmiyet’in bu bölgede hâkim olmasından sonra birçok bilim adamı ve filozofun yetiştiği dünyanın ilk üniversitesinin de kurulduğu bir coğrafyadır.
2. Zatü’l-halak (çemberli küre) iç içe geçmiş çeşitli halkalardan meydana gelen bir gözlem âletidir.
3. Kadran: Dörtte bir daire şeklinde olup gözlem yapmak için kullanılmış olan en eski âletlerden biridir. Rasathanelerin duvarına tespit edilerek kullanılan büyük şekli İslâm astronomları tarafından l---- olarak adlandırılmıştır. Daha küçük boyutlardaki taşınabilir şekline el-rub veya ruba tahtası adı verilmiştir.

CABİR BİN HAYYAN  "Hakim ol Kimyaya, hakim ol Dünyaya"

MODERN KİMYA'NIN KURUCUSU

Modern kimyanın kurucusu meşhur İslam alimi. İsmi Abdullah el-Ezdi olup, künyesi Ebu Abdullah 'tır. Horasanlı, Tuslu, Harranlı ve Kufeli olduğu söylenen Câbir'in ailesi hakkında çok az bilgi vardır. İslam aleminde Sufi , Avrupa 'da Al-Geber ismiyle şöhret oldu. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte ve yaklaşık 815 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir.
Aslen Türk olan Câbir bin Hayyân , Abbâsi Halifesi Harun Reşid ' in sarayında yaşadı. Vezir Yahya bin Halid el-Bermeki 'den himaye gördü. Asrının fen alimiydi Bütün İslam alimleri gibi fen ilmini İslami ilimlerle beraber okudu. Tıp , astronomi , fizik , kimya ve zamanın diğer ilimlerinde yetişti.
Câbir bin Hayyân , Câfer-i Sâdık Hz. Derslerini devam etti ve hizmetinde bulundu. Temel din ilimlerini öğrendi. İlim araştırmalarında hususi metotlar geliştirdi. O zaman meşhur olan simya (büyücülerin olması mümkün olmayan şeyleri yapıyorlar gibi göstermeleri) ilminin bir fen ilmi olmadığını ispat edip , ondan ayrı olarak tecrübeye , analize ve matematiğe dayalı kimya ilmini kurdu. Böylelikle bugünkü modern kimyanın temellerini atmış oldu.("kimya" Arapça 'dır).
Birçok talebe yetiştiren Câbir bin Hayyân yapmış olduğu ilmi tecrübeleri en ince ayrıntısına kadar izah etti. Ulaştığı neticeleri son derece hassasiyet ve dikkatle yorumladı. Bazı mühim kimyasalların terkibini tespit edip açıkladı. Deneylerde kullanılan aletlerin imalini ve kullanılışlarını izah etti. Kimya ilminde kullanılan hassas ölçüm aletlerini yaptı.
Kristalleşme , damıtma , kalsinasyon , sublimasyon gibi kimyevi teknikleri kimya ilmine kazandırdı. Sülfürik ve nitrik asitler gibi birçok asitler ile sodyum karbonat ve potasyumu buldu. Zehir ve zehirli maddelerin yapılarını inceledi. Bu konuda Kitâb-üs-Sümum adlı eseri yazdı. Bitkilerden elde edilen bir boya ile derilerin nasıl boyanacağını ve nasıl dabağlanacağını ortaya koydu. Ateşte yanmayan kağıt imalini gerçekleştirdi. İlk defa imbik yaptı. Çeşitli metallerin kullanılır hale getirilmesi , çeliğin geliştirilmesi , su geçirmez kumaşların verniklenmesi , cam imalinde mangan dört oksidin kullanılması , paslanmanın önlenmesi altın yaldızlı süsleme , boyaların ve yağların tespiti gibi alanlarda bir çok buluş yaptı. Cisimleri hassalarına göre üç sınıfa ayırarak daha sonraki sınıflandırmalara rehberlik etti. Birçok kimyevi maddeyi tespit ederek günümüzde de kullanılan Arapça isimler verdi.
Saat, nitrik asit, sıfır ve cebirin mucidi olan Horasanlı Câbir, mesafe ve mekanın tanımını 8. yy.da yapmıştı. Câbir'in en önemli bulgusu da zamanında bir mekan gibi lineer bir çizgisi olduğunu bulmasıydı. Câbir'in bulgusunu bu yüzyılın başında Minkowski ele aldı. Lorenz değiştirgeç formülüyle birleştirdi ve Einstein teorisine girdi. Böylece zamanın ayrı bir şey değil , mekan gibi boyutları olduğu anlaşıldı.
Câbir bin Hayyân , maddelerin atomik yapısını gösteren tespitler yaparak , reaksiyonlarda belirli kütlelerin belirli kütlelerle reaksiyona girdiğini söyledi. Atom hakkında , ancak asırlar sonra anlaşılabilecek şu sözleri söyledi: "
maddenin en küçük parçası olan "el-cüz'ü la yetecezza" da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin söylediği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. Atom parçalanabilir. Parçalanınca da öyle büyük bir güç oluşur ki bir anda Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu , Allahü tealanın kudret nişanıdır."
Câbir bin Hayyân maddeleri üçe ayırdı:
1. Ateş ve ya sıcaklıkla hemen buharlaşabilenler.
2. Çekiçle dövülebilen parlaklık arz eden ses çıkaran cisimler.
3. Ne çekiçle dövülebilen ne de toz haline dönüştürülebilen cisimler.
Birinci gruba giren maddeleri sülfür , arsenik , cıva , amonyak , kafur olmak üzere beşe ayırdı. Metalik cisimleri kendi arasında kalay,kurşun , demir , bakır ,gümüş , altın olmak üzere altıya ayırdı.
Câbir bin Hayyân kimyanın geniş uygulama alanı olan arıtma konusunda ilk misalleri ortaya koydu. Arıtma yollarından oksitleme , süblimasyon, damıtma , çökeltme , ergitme , ve kristalleştirmeyle ilgili işlemleri uygulamalarıyla açıkladı. Kükürt ile civa nın karıştırılması onucu kırmızı bir taşın (zencefre) meydana geldiğini açıkladı. Sirke ile asetik asit elde etmeyi o buldu.
George Sarton onu "orta çağların ilimler ansiklopedisi" olarak değerlendirmekte , şöhret ve tesirlerinin 17. asra kadar devam etmiş olduğunu belirtmektedir. Gerçekten 17. asra gelinceye kadar kimya ilimleri alanında onun seviyesine kimse çıkamamış , kimse onu gölge de bırakamamıştır. Doğu ve batı ilim dünyasında ona denk ve onu aşan bir kimyacı yetişmemiştir.
Kimya tarihçisi Leclerc ; Histoire de la Medicine Arabe adlı eserinde Câbir bin Hayyân ' ı orta çağların tartışılmaz en büyük alimi , ilmi otoritesi ve derinliği ile benzeri olmayan bir üstat , metodu ile yol gösterici olması bakımından büyük bir ilim teşvikçisi ve nihayet modern kimyanın kurucusu ve tamamlayıcısı olarak değerlindirmektedir.
İslam aleminde Ebu Bekr Razi , ibn-i Sina , Mesleme el-Macriti , farabi ve daha birçok bilgin onun eserlerinin gölgesinde yetişmiştir.
Onun eserleri farklı metotlarla hazırlanmıştır. Mesela bazı eserlerinde son derece kısa ve özlü bir üslup takip etmiş , hatta bazılarında semboller kullanmıştır. Bazı eserlerinde ise ayrıntılı ve uzun anlatımlı bir yol takip etmiştir. Batılı ve doğulu birçok bilgin onun eserlerinden istifade etti. Batılı bilginlerden Galileo , Francis Bacon , Newton ve başka birçokları ondan faydalandılar.17. ve 18. asırda , batı ilim çevrelerinde meydana gelen birçok ilmi buluşların teşekkülünde , onun eserlerinin büyük tesiri vardır. Özellikle bugün kimya ilminde mevcut olan birçok orijinal keşif ve metotlar , hemen hemen bütünüyle ona ait veya onun fikirlerinden kaynaklanmıştır.
Ünlü Fransız bilim tarihçisi M. Berthelot , Orta Çağlarda Kimya Tarihi adlı eserinde şöyle demektedir "Aristo'nun mantık ilmindeki yeri neyse , Câbir bin Hayyân' ın kimya ilmindeki yeri de odur. Aristo , mantığın kurucu ve üstadı olarak kabul edildiği gibi , Câbir bin Hayyân da kimyanın kurucusu ve üstadıdır".
Modern araştırmacılar şöyle demektedirler. Eğer Câbir bin Hayyân çağımız teknolojisini kullanarak aynı eserleri yazsaydı , modern sonuçlara ulaşırdı. Çünkü o tüme varım metodunu kullanıyordu. Yani maddenin en küçük parçasından araştırmaya başlayarak istediğine ulaşıyordu. Bununla beraber dış gözlemlerinde tümden gelim metodundan da yararlandı. Yani maddenin tabi halinden en küçük parçasına kadar inceleyerek sonuca vardı. Francis Bacon , bu metudu onun eserlerinden öğrenmiş , Decart ise onu taklit etmiştir.
O deney yoluyla elde edilecek bilgi ve prensip kati ve değişmez olduğunu iddia etmedi. Aksine modern bilim çalışmalarında olduğu gibi , bunların zanni ve ihtimali olduğunu belirtti. Onun metodunun esasını "mazbut müşahede ve sağlam tecrübe" teşkil etmektedir. O bu metodu ile hayal ve kuru faraziyelerle oyalanmamış gerçek anlamında ilmi çalışmalar ortaya koyarak çığır açmıştır.
Câbir bin Hayyân tıp, astronomi ve mantık , felsefe , fizik , mekanik gibi ilim dallarında da çalışmalar yaparak bunlarla ilgili eserler verdi. Usturlap hakkında yazdığı eseri gören alimler , eserin bin bölümden meydana geldiğini ve akılları durduracak üstünlükte olduğunu kaydetmişlerdir.
Yazdığı eserler , asırlarca İslam medreselerinde okutulunca , Endülüs Müslümanları yoluyla Avrupa'ya geçti. İslam dünyasında ve Avrupa'da kimya ilminde Câbir çağının sonu bir türlü gelmedi. Öyle ki Avrupa'da bazı kimyagerler kabul görmesi için eserlerini ona mal ederek kendi eserlerine onun ismini yazdılar.
Câbir'in eserlerinin büyük bir kısmı kayboldu. Bunlardan 27 tanesi Latince ve Almanca olarak Nürnberg , Frankfurt ve Strazburg'ta 1473-1710 yılları arasında basılmıştır

Ebu İshak

( Edip-Şair ) Harran'da doğmuş, asıl adı Ebu İshak İbrahim Bin Hilal es-Sabii'dir. Devrin en büyük ediplerindendir. 925 yılında Harran'da doğmuştur. Yazı, belağat ve şiirleriyle tanınmıştır. Matematik, Mühendislik ve Hey'et ilimleriyle tanınmış bir alimdir


* Ebü'l Fazl Bin Ebi'l Hucr Takiyuddin Hamid Bin Mahmut El Harrani El Zahid (Müderris-Hatip-Şair) 1119'da Harran'da doğmuştur. Müderris, hatip ve şair Harran Şeyhi olarak tanınmıştır. Tefsir üzerine çalışmıştır. 1 Mayıs 1175'te 56 yaşında iken Harran'da vefat etmiştir.

Ebül Fazl Yusuf Bin Fazlullah El Sekkakini El Harrani   (?- 1244) 

Şair, edip, zahid. Harran’da doğmuştur. Nahiv, lügat, sarf ve kıraat ilimlerinde şehrin imamı olarak bilinir. Evini ve kitaplarının Dar’ül Hadis’e vakfetmiştir. 1244 yılından sonra vefat ettiği sanılıyor.


Ebül Ferec Abdullatif Bin Abdulmunim El Harrin Elhambeli   (1182-1273)
 


Yazar, hadis ve fıkıh alimi. 1182’de Harran’da doğmuştur. 1273’te 91 yaşında Kahire’de vefat etmiştir.

Ebül Sena Hammad Bin Hibbetullah El Harrani   (1117-1202) 

air,yazar 1117’de Harran’da doğmuştur. Oldukça güzel şiirler yazmıştır. Harran Tarihi ve Benim İsmim Hammad kitaplarıyla şiir divanı yazmıştır. 1202’de 85 yaşında vefat etmiştir.


Harranlı El Muaddil   (?- 1165) 

Şair, yazar, hukukçu. Harran’da doğmuştur ve asıl adı Ebu Abdullah Muhammed Bin Abdullah Bin El Abbas Harrani El Mu’addil’dir. Hukuk bilgisi yanında güzel şiirler yazmıştır. Ravzatel Üdeba isimli edebiyat kitabı vardır. 1165 yılında vefat etmiştir.


İbn-i Teymiye:

 Takıyyuddin Ebu’l-Abbas b. Abdilhalim b. Teymiyye (661/1263) yılında Harran’da ilim ehli bir ailede doğmuş ehl-i sünnet mezheblerinden birisi olan Hanbeli mezhebi âlimlerinden ileri gelen İslâm bilginlerinden birisidir.Talebesi ibn Abdul-hadi onun hakkında şöyle der: “Rabbani bir imam, ümmetin müftüsü, ilim denizi, hafızların seyyidi, asrının eşsiz bir âlimi. Şeyhu’l İslâm, Kur’an’ın tercümanı, zahidlerin önderi, abidler içinde sessiz, bid’atçıların düşmanı ve müctehid imamların sonuncusu olan İbn Teymiyye’nin nesebi şöyledir: Takıyyuddin Ebu’l-Abbas Ahmed b. Şihabeddin Abdulhalim b. Şeyhu’l-İslam Mecduddin Abdu’s-Selâm b. Ebi Muhammed Abdullah b. ebi Kasım el-Hudr b. Muhammed b. el-Hudr b. Ali b. Abdillah b. Teymiyye el-Harrânî”İbn Teymiyye hicri 10 Rebiu’l-evvel 661 (22 Ocak 1263) pazartesi günü Harran’da dünyaya gelmiştir. Ailesi ilim ve dindarlıkla meşhur Hanbeli mezhebine mensub ders, fetva ve telifle meşgul olmuş tanınmış bir ailedir. Bu aile zeka, hatırlama, hafıza ve surat-i intikal hususunda eşsiz bir aile olarak şöhret bulmuştur. Lakin ibn Teymiyye bütün bu özellikleri de ailesinden daha ileri seviyededir. Devrin âlimleri ve hocaları ondaki bu müthiş hatırlama gücü ve hafıza kuvvetine hayran kalmışlar, bu hususiyetleri ile de Dımaşk ve çevre şehirlerde şöhret kazanmıştır. Haleb şehrinden bir âlim İbn Teymiyye’nin bu özelliklerini işitmiş ve onu görmek için Dımaşk’a gelmişti. O zaman daha çocuk yaşta olan İbn Teymiyye’ye bu zat onüç tane hadisi imlâ suretiyle yazdırır. İbn Teymiyye hadisleri bir tahta üzerine yazar Halebli âlim İbn Teymiyye’den yazdırdığı hadisleri tekrar okumasına fırsat vermeden kendisine ezberden söylemesini ister. İbn Teymiyye hadisleri yazdığı tahtayı bu zata verir ve dinle diyerek hadisleri dinlediğinden daha güzel ezbere okuyuverir. Halebli âlim aynı şeyi seçtiği bazı hadis isnadlarını yazdırarak tekrarlar, İbn Teymiyye de aynı güzellikte ezbere okur. Bunun üzerine Halebli âlim “eğer bu çocuk yaşarsa onun çok büyük bir şöhreti olacak böyle zeki bir insan görülmemiştir” der.

Necmüddin Ebu Muhammed Abdülmunim Bin Ali Hibbetullah Elharrani

Şair, yazar.Harran’da doğdu Bağdat’a yerleşti. Hadis, Hambeli fıkhı ve hilafiyyat okudu. Çok değerli şiirler ve eserler telif etti. Alim, fıkıhçı ve şair olarak tanındı.


SABİT BİN KURRA

Sâbit b. Kurra, Emevî halifesi Me'mun'a danışmanlık yapmış ve huzurundaki tartışmalara katılmış, verimli ve nitelikli bir bilim adamıdır.Sabiî bir ailenin çocuğu olarak Harran'da doğan (d.821) Sâbit b. Kurra (ö.901)1, gençlik yıllarında sarraflık mesleği ile uğraştı. Bu yıllarda nasıl olduğu tam olarak bilinmeyen bir biçimde Arapça, Yunanca, Süryanice ve Rumca'yı çok iyi bir biçimde öğrendi. Aykırı düşünceleri sebebiyle Sabiîler ile anlaşmazlık içerisine giren Sâbit, Bağdat'a gelirken yolda daha sonraları mekanik ve matematik konularında önemli eserleri kaleme alacak olan Benî Musa ailesinin üç oğlundan Muhammed b. Musa (ö.873) ile karşılaştı. Sâbit b. Kurra ile konuşan ondaki yeteneklerin farkına varan Muhammed, Beytü'l-Hikme'deki çeviri faaliyetlerine katılmayı teklif etti. Böylece Sâbit, Bağdat'ta bir müddet sonra Halife el-Mutezid'in (saltanatı: 892-902) huzuruna çıktı.2Kısa süre sonra Halife tarafından müneccimler grubuna dahil edilen3 Sâbit bununla yetinmeyerek, kendi yakınları olan Sabiîlerin Bağdat'ta sosyal ve siyasî bir statü kazanmaları için çalışmış ve yönetimle yakınlığı sebebiyle bu amacına ulaşmıştır.

Sabit Bin Sinan, Bin Sabit, Bin Kurra

 ( Doktor - Yazar) Sabit Bin Kurra'nın torunudur. Tıp ve Tarih konularında değerli eserleri mevcuttur. Tarih kitabında yaşadığı dönemin önemli olaylarından bahsetmiştir. 973'te öldüğü söylenir


Sinan Bin Sabit (Doktor- Mütercim - Yazar) Sabit Bin Kurra'nın oğludur. Yunanca ve Süryanice tercümeler yapmıştır. Tıp, Astronomi, Geometri ve Edebiyat dallarında Sabiilerin inancı ve Süryani Hükümdarı konusunda değerli eserler yazmıştır. 943'te Bağdat'ta vefat etmiştir
Ümmül Hayr   (H.831-?) 

Şair.Asıl adı Selma Bin Muhammed Bin Muhammed İbn El Cezeri El Harrani’dir. 831 yılında Harran’a bağlı köylerden birinde doğup yaşadığı bilinmektedir. Harranlı kadın alimler arasında ismine rastlanan tek kadın şair ve edebiyatçıdır. Arapça ve Farsça şiirler yazmıştır. Yetenekli bir kraatçı, güçlü bir hafız ve iyi bir edebiyatçıdır.
BELEDİYE BAŞKANI
HİZMETLER

 

Hava Durumu
Anlık
Yarın
17° 6°