HARRAN ULU CAMİ


Efsanevi Harran Ovası… İnsanın ilk ayak bastığı, sabanın ilk kullanıldığı, öküzün ilk çifte koşulduğu yer olduğuna inanılan topraklar. Harran Höyüğü, Bazda Mağaraları, Şuayp Şehri, Soğmatar, Senem Mağaraları, Sabileri, Ay Kültü ile bambaşka bir dünya…

“Efsaneye göre Âdem ile Havva, cennetten kovulduktan sonra ilk Harran Ovası’na gelirler. Ayak bastıkları bu ikinci cennetin güzelliğine inanamayan Âdem ile Havva’nın ilk dikkatlerini çeken onca güzellik arasında tek bir ağacın olmayışıdır. Âdem cennetten gelirken yanında bir nar bir de gül dalı getirmiştir. Ovanın ortasına diker ikisini de. Hemen büyüyüveren nar al çiçekler gül de bembeyaz açar. Bir süre sonra acıkırlar. Havva avucunu açar, cennetten getirdiği tek bir buğday tanesini tutmaktadır. Âdem gül ağacından bir saban yapar ve sabana kendisini koşar. Ancak bu yorucu işten dermanı tükendiği an, aniden bir öküz belirir…”

Asur kaynaklarında “Harranum”, Yunan kaynaklarında “Kharran”, Roma kaynaklarında “Carrhae” olarak geçen Harran, “yolların kavuştuğu yer” anlamına gelir. Harran, gerçekten de Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan en önemli ticaret yollarının kesiştiği noktada bulunur. Anadolu ile Mezopotamya arasındaki ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması, bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına sebep olmuş.

Harran’ın ilk yerleşim yeri olan Höyük’teki katmanlar,  MÖ 3. binden başlayıp MS 13. yüzyıla kadar kesintisiz devam ediyor. Höyükteki kazılarda bulunan en dikkat çekici eserler, MÖ 6. yüzyıla tarihlenen Kral Nabuna ve Sin Mabedi’nden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleridir.

Asur Devleti’nin son başkenti olan Harran’da, çivi yazılı tabletlerde de sözü edilen Sin (Ay) Tapınağı henüz bulunamamış.

Harran’da bulunan Sin (Ay Tanrısı) Tapınağı, çok ünlü bir tapınakmış. Roma İmparatoru Caracalla, MS 247’de Sin Tapınağı’nı ziyaret etmek için geldiği Harran’da muhafızları tarafından öldürülmüş. Sonrasında “Gök Tanrılara” tapınma geleneği Roma Dönemi’nde de devam etmiş. İslam Dönemi’nde ise Harranlı nücum - astronomi alimleri, Abbasiler’in parlak çağında itibar görmüş.

El-Taberi’ye göre, 833 yılında Halife Memnun, Harran’da hala puta tapanlar olduğunu duyunca çok şaşırmış; Harranlılar da Kuran’da adı geçen dinlerden Sabii’liği seçerek mutlak ölümden kurtulmuşlar. Harran’da Sabii’liğin 17.yy.a kadar sürdüğü düşünülmektedir. Anlaşılan o ki Sin Kültü, Hristiyanlık ve hatta Müslümanlıktan sonra da varlığını buralarda sürdürmüş.

Elips biçimimdeki Harran şehir surlarının yaklaşık uzunluğu 4 km, yüksekliği ise 5 metre kadardır. Toplamda 7 kapısı olduğu düşünülen kentin sadece bir kapısı, Halep Kapısı günümüze ulaşabilmiş. Surların dışında yer alan ve günümüzde toprakla dolmuş olan hendeğin eskiden su ile dolmuş olduğu biliniyormuş.

Şehrin güneydoğusunda yer alan İçkale’nin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Tüm kaynaklarda, kalenin yerinde bir Sabi Madedi’nin olduğundan söz ediliyor. Emevi hükümdarı 2. Mervan’ın, 10 milyon dirhem harcayarak yaptırdığı söylenilen sarayın, kalenin esasını oluşturduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’nin en eski ve en büyük cami kalıntısı Harran Ulu Camii’dir. Ulu Camii’nin avlusunda 12 bin kişi aynı anda namaz kılabilir.

Camii, MS 744-750 tarihleri arasında, Emeviler devrinde Halife II. Mervan tarafından yaptırılmış ve daha sonra çeşitli zamanlarda onarımlar görmüş. Anadolu’nun ilk anıtsal camii, ilk revaklı ve şadırvanlı camii, en zengin taş işlemeli camii olma gibi özellikleri vardır. 33.30 metre yüksekliğindeki dörtgen planlı minaresinin ahşap merdivenleri aslına uygun bir şekilde 105 basamaklı olarak restore edilmiş.

Çeşitli kaynaklarda “Cami el Firdevs (Cennet Camii)” ve “Cuma Camii” olarak geçen cami, 1260 yılında Moğol İstilası sırasında bütün kent ile birlikte yakılıp yıkılmış.

Höyükte yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan İslam Devri’ne ait şehir kalıntıları, dönemin mimarisi ile ilgili ipuçları verir. Buna göre evler, dikdörtgen ya da kare planlıdır. Evler dar sokaklara açılır ve evlerin avluya açılan odaları bulunur. 

Kaynaklarda sıkça belirtilen, Hristiyan ve İslam dünyasında önemli bir yeri olan Harran Okulu/Harran Üniversitesi’nin nerede olduğu da henüz bilinmiyor. Yapılan kazılarda henüz kalıntılarına ulaşılamamış.

Harran’da 1950’li yıllarda başlayan kazılar aralıklı olsa da devam ediyor. Kazılarda halen yeni mekânlar, mimari yapılar ortaya çıkarılıyor.

Kazı alanını kaplayan üzerlik otu, yöre kadınları tarafından kurutulur. Bu ot cuma günleri yakılır ve evler üzerlik otu ile tütsülenir.